7 Nisan 2014 Pazartesi

Hipokondriyazis, kişinin sürekli ciddi bir hastalığı olabileceği inancı taşımasıdır. Hastalık inancı korku duygusuna, hastanın vücut belirtilerini kontrol etmesine ve yanlış algılamasına yol açar. Bu kontrol davranışı ve hatalı algılamalar aşırı derecede huzursuzluğa, bedensel bozukluk tespit edilemeyen muayene başvurularına ve hastanın kişisel, sosyal ve mesleki işlevselliğinde bozulmaya yol açar.

Hastalık erkek ve kadınlarda eşit oranlarda, en sık 20-30 yaşları arasında olmak üzere her yaşta ortaya çıkmakta, çoğunlukla kronik (uzun süreli, süregen), nadiren kısa ve geçici seyir izlemektedir.

Çalışmalar hastaların algılama eşiklerinin ve rahatsızlıklara toleranslarının düşük olduğunu, bedensel duyumların sayısı ve şiddetini artmış olarak hissettiklerini/yansıttıklarını göstermiştir. Bazı teoriler hasta olma durumunun zararlı zorunluluklardan kaçınma, beklenmeyen durumlara cevabı erteleme, olağan görev ve sorumluluklardan kurtulma olanağı sağladığı için kabullenildiğini ileri sürmektedir. Psikodinamik teoriler hastalığı öfke ve düşmanca hislerin ya da suçluluk duygularının fiziksel yakınmalara aktarıldığını/dönüştürüldüğünü, bedensel ağrı ve acıların geçmişte yaşanmış gerçek veya hayali hataların kefareti anlamı taşıdığını söylemektedir.

Hipokondriyak hastalar henüz saptanamamış ciddi bir hastalıkları olduğuna inanırlar ve aksine ikna edilemezler. Tüm tetkiklerin negatif bulunmasına, doktor tarafından verilen güvencelere ve yakınmaların seyrinin zamanla iyileşmesine rağmen hastalık fikri devam eder veya başka bir hastalık olduğu inancına dönüştürülür.

Hastalık genellikle alevlenmeler, birbirini izleyen düzelme, kötüleşme dönemleri şeklinde seyreder. Şikayetlerin alevlenmesinin psikososyal streslerle açık ilişkisi olabilmekte ve sıklıkla depresyon ve/veya bunaltı (anksiyete) belirtileri eşlik edebilmektedir. Kişi için önemli birinin ciddi bir hastalığı olması veya ölmesi, hastanın hayatı tehdit eden ciddi bir hastalık geçirip iyileşmesi gibi streslerden sonra geçici, kısa süreli hipokondriyak düşünceler ortaya çıkabilmektedir. Dış streslere verilen hipokondriyak tepkiler genellikle stres ortadan kalkınca düzelmektedir, ancak hastanın çevresindeki kişiler ve sağlık personelinin hatalı tutumlarıyla pekiştirilebilmekte ve kronikleşmektedir.

Hipokondriyazisli hastalar genellikle tedaviye dirençlidir. İçgörü kazandırma odaklı psikoterapi, davranışçı terapi, bilişsel terapi, grup terapisi faydalı olabilmektedir. Eşlik eden depresif bozukluk veya bunaltı bozukluğu gibi durumlarda ilaç tedavisi hem bu bozuklukların hem de hipokondriyak şikayetlerin düzelmesini sağlamaktadır. Belirli aralıklarla uygulanan fizik muayeneler hastalarda, şikayetlerinin ciddiye alındığı, doktoru tarafından dışlanmadığı inancı yaratmakta ve doktoruna güvenmesini sağlamaktadır.

Hastalığın seyri muhtelif faktörlerden etkilenmektedir. Sosyoekonomik düzeyin yüksekliği, tedaviye yanıt veren bunaltı ve depresyonun varlığı, şikayetlerin stres sonrası ve ani başlaması, eşlik eden kişilik bozukluğu olmaması, psikiyatri dışı bir hastalığının olmaması hastalığın seyrinin iyi olmasını sağlayan faktörlerdir.



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder