Hipokondriyazis,
kişinin sürekli ciddi bir hastalığı olabileceği inancı
taşımasıdır. Hastalık inancı korku duygusuna, hastanın vücut
belirtilerini kontrol etmesine ve yanlış algılamasına yol açar.
Bu kontrol davranışı ve hatalı algılamalar aşırı derecede
huzursuzluğa, bedensel bozukluk tespit edilemeyen muayene
başvurularına ve hastanın kişisel, sosyal ve mesleki
işlevselliğinde bozulmaya yol açar.
Hastalık
erkek ve kadınlarda eşit oranlarda, en sık 20-30 yaşları
arasında olmak üzere her yaşta ortaya çıkmakta, çoğunlukla
kronik (uzun süreli, süregen), nadiren kısa ve geçici seyir
izlemektedir.
Çalışmalar
hastaların algılama eşiklerinin ve rahatsızlıklara
toleranslarının düşük olduğunu, bedensel duyumların sayısı
ve şiddetini artmış olarak hissettiklerini/yansıttıklarını
göstermiştir. Bazı teoriler hasta olma durumunun zararlı
zorunluluklardan kaçınma, beklenmeyen durumlara cevabı erteleme,
olağan görev ve sorumluluklardan kurtulma olanağı sağladığı
için kabullenildiğini ileri sürmektedir. Psikodinamik teoriler
hastalığı öfke ve düşmanca hislerin ya da suçluluk
duygularının fiziksel yakınmalara aktarıldığını/dönüştürüldüğünü,
bedensel ağrı ve acıların geçmişte yaşanmış gerçek veya
hayali hataların kefareti anlamı taşıdığını söylemektedir.
Hipokondriyak
hastalar henüz saptanamamış ciddi bir hastalıkları olduğuna
inanırlar ve aksine ikna edilemezler. Tüm tetkiklerin negatif
bulunmasına, doktor tarafından verilen güvencelere ve yakınmaların
seyrinin zamanla iyileşmesine rağmen hastalık fikri devam eder
veya başka bir hastalık olduğu inancına dönüştürülür.
Hastalık
genellikle alevlenmeler, birbirini izleyen düzelme, kötüleşme
dönemleri şeklinde seyreder. Şikayetlerin alevlenmesinin
psikososyal streslerle açık ilişkisi olabilmekte ve sıklıkla
depresyon ve/veya bunaltı (anksiyete) belirtileri eşlik
edebilmektedir. Kişi için önemli birinin ciddi bir hastalığı
olması veya ölmesi, hastanın hayatı tehdit eden ciddi bir
hastalık geçirip iyileşmesi gibi streslerden sonra geçici, kısa
süreli hipokondriyak düşünceler ortaya çıkabilmektedir. Dış
streslere verilen hipokondriyak tepkiler genellikle stres ortadan
kalkınca düzelmektedir, ancak hastanın çevresindeki kişiler ve
sağlık personelinin hatalı tutumlarıyla pekiştirilebilmekte ve
kronikleşmektedir.
Hipokondriyazisli
hastalar genellikle tedaviye dirençlidir. İçgörü kazandırma
odaklı psikoterapi, davranışçı terapi, bilişsel terapi, grup
terapisi faydalı olabilmektedir. Eşlik eden depresif bozukluk veya
bunaltı bozukluğu gibi durumlarda ilaç tedavisi hem bu
bozuklukların hem de hipokondriyak şikayetlerin düzelmesini
sağlamaktadır. Belirli aralıklarla uygulanan fizik muayeneler
hastalarda, şikayetlerinin ciddiye alındığı, doktoru
tarafından dışlanmadığı inancı yaratmakta ve doktoruna
güvenmesini sağlamaktadır.
Hastalığın
seyri muhtelif faktörlerden etkilenmektedir. Sosyoekonomik düzeyin
yüksekliği, tedaviye yanıt veren bunaltı ve depresyonun varlığı,
şikayetlerin stres sonrası ve ani başlaması, eşlik eden kişilik
bozukluğu olmaması, psikiyatri dışı bir hastalığının
olmaması hastalığın seyrinin iyi olmasını sağlayan
faktörlerdir.